Anasayfa
TürTab
Türtab Nedir?
TürTab Özel
Basında Biz
Söyleşiler
Başyazı
İletişim
 
SÖYLEŞİ
Azerbaycan ve Türkiye askeri ilişkileriyle ilgili olarak Avrasya Strateji Araştırmalar Merkezi Başkanı Dr. Hatem Cabbarlı ile bir röportaj gerçekleştirdik..
 
DUYURU
 
KİTAP

 

 Büyük Milliyetçi Tevfik İleri
Üniversitede kal diyorlar. Fakat o: "Ben Anadolu’ya gidip vatana millete hizmet edeceğim"...

Kızı Cahide Hanımın dilinden Tevfik İleri

Tevfik İleri Hakkında Kısaca :

Rize'nin Hemşin kasabasında dünyaya geldi. Babası Hafız Celal Efendi, annesi Fatma Hanım'dır. "İmamoğulları" ismi ile bilinen bir aileye mensuptur. Ailesi, doğumdan bir kaç yıl sonra İstanbul'a göçmüştü. 1933 yılında İTÜ Yüksek Mühendislik Okulu'nu bitirdi. Aynı yıl Vasfiye Hanım ile evlendi. Çiftin Cahide, Cahit, Ayşe adlarında üç çocukları oldu.

Ö
ğrenciliğinin son yılında Milli Türk Talebe Birliği başkanlığını yaptı. Tevfik İleri, öğrencilik yıllarından itibaren hareketli bir hayat sürmüştü; öğrenciliğinde Bulgar gençleri tarafından Razgrad Türk mezarlığının tahribinin protestosu, Türkçe'nin daha yaygın bir şekilde kullanılması, yerli malına gerekli önemin verilmesi gibi amaçlarla miting ve gösterilerin yapılmasına öncülük etti. İstiklal Marşı çalınırken ayağa kalkılması, 16 Mart günleri Çanakkale Şehitleri'nin anılması gibi gelenekler onun bu dönemdeki öncülüğünde başladı.
1950 seçimlerinde Demokrat Parti milletvekili olarak TBMM'ye girdi.

Bakanlıkları döneminde gerçekleştirdiği icraatların bazıları şunlardır: Din derslerini ilkokul programlarına soktu; 1930 yılında kapatılan İmam Hatip Liseleri'nin yirmi yıl sonra yeniden açılmasına öncülük etti. İstanbul'da Yüksek İslam Enstitüsü kurdu. Köy Enstitüleri'ni yeniden düzenleyerek öğretmen okullarıyla birleştirdi. Atatürk ve Orta Doğu Teknik üniversitelerinin açılışını gerçekleştirdi. İlk Boğaz Köprüsü projesi onun zamanında ihale seviyesine kadar geldi, ancak 60 ihtilali nedeniyle proje 10 yıl sonra gerçekleşebildi.

27 Mayıs 1960 darbesinin ardından Yassıada mahkemelerinde idama mahkum edilmiş, cezası ömür boyu hapse çevrilmiştir. Yargılamanın ardından Kayseri bölge cezaevine yollanana
İleri, hastalanması üzerine Ankara Hastanesine kaldırıldı ve 31 Aralık 1961 günü vefat etti.

Tevfik İleri’nin mücadelesinden biraz bahseder misiniz?

Babam, gençlik yıllarından itibaren memleket meseleleriyle ilgilenen bir insan. Teknik üniversitede iken Milli Türk Talebe Birliği başkanlığına getiriliyor. Orada gençlik hareketlerine öncülük yapıyor. Öğrenci olayları vardır. Mesela Bulgaristan’da Türk mezarları tahrif ediliyor. Türk gençleri galeyana geliyor ve aynı şekilde mukabele edelim, diyorlar. Babam gidiyor, konuşuyor büyük bir heyecanla. Bir Türk ve Müslüman olarak bizlere yakışan ölülere hürmet etmektir. O yüzden Razgırat’taki mezarlığa siyah çelenk bırakıyorlar.

Sonra birde “Vagon Li hadisesi” vardır. Bilindiği gibi, "Vagon-Li", Yataklı Vagonlar Şirketi'dir. Beynelmilel bir şirket… Dünyanın birçok yerlerinde olduğu gibi, Türkiye'de de şubesi bulunan bir müessese!..

İşte, bu şirketin İstanbul'da Beyoğlu Acentasında vukubulan bir olay, Vagon-Li şahlanışına sebep olmuştur!.. Şöyle ki: 21 Şubat 1933 Salı günü, Vagon-Li'nin Beyoğlu Acentasına müracaat eden bir tüccar, o günkü Ankara treni için bir bilet ister. Tüccara muhatap olan Naci Bey adındaki şirket memuru, o günkü trende boş ye olmadığını söyler, bu sırada Şirketin Galata Acentasına da telefon edilerek bilet olup olmadığı sorulur ve elbette ki bütün bu konuşmalar Türkçe cereyan eder.

Naci Bey adlı memur, bu şekilde bir müşteriye bilet temini için uğraşırken; Acentanın müdürü, birden yerinden fırlar ve orada bulunan memurlara Naci Bey'i göstererek sorar:

'- Bu adam böyle nece anırıp duruyor? Türkçe mi?' Ve sonra memura dönerek bağırır: 'Burada resmî dilin Fransızca olduğunu bilmiyor musunuz? Size sopa ile mi hareket etmeli?"
Müdürün bu küstahça hareketine karşı, Naci Bey:

'- Ben Türk'üm. Benim memleketimde resmî dil Türkçe'dir. Hattâ siz bile Türkçe öğrenmelisiniz!" diye cevap verir. Müdür bu cevap üzerine büsbütün küstahlaşır ve memura 10 lira (1933'de çok yara) nakdî ceza verir. Ve Naci Bey bu kere:

'- Ne diye ceza veriliyor?... Kendi memleketimde kendi dilimi konuşmam suç mudur?' derken, Müdür, kükrer:

'- Sizi on beş gün için kovuyorum!' deyiverir… Ve böylece, Türkiye'de Türkçe konuştuğu için hakarete maruz kalan memur, acenteyi terk eder!.. Bilâhare, diğer vazifeliler, müdüre, yaptığı hareketin doğru olmadığını, arkadaşlarının Türkçe konuşmakta haklı olduğunu, verilen cezanın kaldırılmasını söylerlerse de, küstah müdürün cevabı şu olur:

'- Ya o gider yahut ben!'

Bu müessif olay matbuata akseder ve ertesi günkü gazeteler olayı bütün teferruatıyla yazar… O yıllarda Üniversite gençliği bütünüyle milli şuura sahiptir.

Vagon-Li Acentasında vukuu bulan Türkçe'ye tecavüz hâdisesi üzerine işte bu gençler hemen harekete geçmiş ve toplanan muazzam gençlik kütlesi Beyoğlu'na çıkarak sonrada adı 'Konak' olan Tokatlıyan Oteli'ndeki Vagon-Li Acentası önüne gelmişlerdir. O gün İstiklâl Caddesi tamamen Üniversite gençliği ile dolmuş ve Beyoğlu'nda hayat felce uğramıştır!

Acente önünde konuşan gençlerden biri, 'Dilimize saygı gösterilmesini bilmeyenleri affetmeyecek ve onları saygılı hale getirmesini bileceğiz." Demiş, bir ara gençlerden bir kısmı acenteyi tamamen tahrip etmiş, bilahare Vagon-Li'nin Galata Acentesi önüne gidilmiş ve tahripten orası da nasibini almıştır.

Okuldan mezun olduktan sonra hocaları üniversitede kalmasını istiyorlar. Fakat o diyor ki: “ Ben Anadolu’ya gidip vatana millete hizmet edeceğim.” Sonra mezun olur olmaz Erzurum’a tayin oluyor. Orada annemle evleniyor. Mühendis olarak çalışırken yine öğretmenlik yapmak istiyor. Yine ona “sen hem mühendislik yap hem de öğretmenlik yap mühendise ihtiyaç var diyorlar.” Zaten o ada öğretmenlik yaptığı yılları en güzel yılları olarak hatırlardı. Sonra mühendis olarak Çanakkale’ye tayin oluyor. Ben orada doğuyorum. Sonra Samsun’a tayin oluyor.

1950 seçimlerinden önce DP’den teklif alıyor. Fikirleri uyuştuğu için kabul ediyor ve seçimlerden sonra kabineye bakan olarak giriyor. Ulaştırma bakanı. Sonra biliyorsunuz, Maarif Bakanlığı döneminde İmam Hatip Okullarının açılışı var.

Düşünüyorlar ki: İnsanların mühendise, doktora ihtiyacı olduğu kadar iyi yetişmiş din adamlarına ihtiyacı var. İmam Hatip öğrencilerini hakikaten evladı gibi görüyordu. Onlara çok ehemmiyet verirdi. O zamanki programda din ilimlerinin yanı sıra fen ve edebiyat dersleri okutuluyordu. Çünkü hedefleri aydın din adamı yetiştirmekti. Daha sonra bir yerde bu İmam Hatip okullarının devamı olan Yüksek İslam Enstitüsü açılışında da katkıları oldu.

Çalışma prensipleri nelerdi, nasıl çalışırdı?

Not tutardı. Küçük küçük notları vardı. Ama genellikle konuşmaları irticalen yapardı. Zaten babam sabah gider, öğlen geç vakitte gelirdi. Sonra tekrar bakanlığa giderdi. Evde fazla mesai sarf etmiyordu. Çünkü evde az zaman geçirebiliyordu.

Ailede sizlerle münasebetleri nasıldı?

Bu kadar yoğun çalışmasına rağmen ailesine çok düşkündü. Anneme özellikle çok düşkündü. Annemi evde nadiren görmediği dönemlerde çok rahatsız olurdu. Öğlenleri eve geldiği zaman soframızda devamlı beraber oturulurdu. Ondan sonrada sohbet edilirdi. Bizlere de hep büyük insan muamelesi yapmıştır. Bizi fikirlerimiz hep sorulmuştur. Fikirlerimiz hep alınmıştır. Rahatlıkla konuşabilmişizdir. Tenkit edilecek şeyleri tenkit etmişizdir. O da bize üşenmeden cevap verirdi.

Babam çok güzel şiir okurdu. Ses tonu çok güzeldi. Öğlenleri mutlaka şiir antolojisinden şiir okurdu. Türk müziğine ve klasik müziğe meraklıydı. Çok fazla kitap okuyan bir insandı. Akşamları müsait olunursa akraba ziyaretlerine gidilirdi.

Bizim evimizde hem dini konuların anlatıldığı hem şiirlerin okunduğu güzel geceler olurdu. Hakikaten çok güzel bir çocukluk ve geçlik geçirdik.

Ben babam olmasam yaşayamam diye düşünüyordum. Ankara’da hasta yararken beni yanına çağırdı. Ben o zaman 19 yaşında idi. Sana bir vazife vereceğim dedim. Kendisine yapılan ithamlardan özellikle gerici ithamından çok rahatsız olmuştu. Benden konuşmalarını bir araya getirmemi istedi. Ben o zaman orada eyvah dedim artık ben ölemem.

Hatırladığım üzücü olaylardan birisi 27 Mayıstan sonra Yassı Ada’da ilk karşılaşmamızdır. Zaten iki defa görüşebildik. Başımızda askerler beklediği için doğru dürüst sarılamadık bile. Sevgimizi söyleme imkânı olmadı. Zaten ona yazdığımız mektuplarda bile “sevgili babam”, “canım” gibi sözcüklerin üzeri çizilirdi. Babamın ailesine olan düşkünlüğü bilindiği için ona da böyle bir işkence uygulanmıştı. Mektuplar sansür edilir, sadece elli kelime ile sınırlandırılırdı. Bazen mektuplar verilmezdi. Sonra Kayseri’ye gönderildiğinde Ekim ayı içinde annemle onların evlilik yıl dönümü idi. Biz onlara hep sürpriz yapardık. O zamanda babama küçük bir radyo aldık. Hastane odasında götürdüm verdim. O arada asker geldi ve yasak dedi. Yasak deyince tabi ben perişan oldum. Ağlayarak başhekimin odasına gittim. Radyoyu vermelerini rica ettim ve sonunda kabul ettiler. 

Babamı Kayseri’de gördüğümde kırk derece ateşli, çok değişmiş bir halde idi. Onu bizim yanımıza getiriyorlar, koridorda biri geliyor ama kim olduğunu tanıyamadım. Sonra babam olduğunu görünce saatlerce onu kaybetmenin acısını duyarak ağladım.

Babam çiçekleri çok severdi. Bir yılbaşı akşamı, hastaneye ziyaretine giderken bir menekşe alıp gittik. İşte o akşamda zaten onu kaybettik.

27 Mayıs sürecinde ve sonrasında çok sıkıntı çektiniz mi?

Yassı Ada’da Zaten iki defa görüşebildik. Orada perişan bir halde idi. Bugün İmralı’daki adam için bile acaba iyi muamele mi yapılıyor? Kötü muamele mi yapılıyor diye kıyametler koparılıyor. Onun dışında Yassı Ada mahkemelerine giderken de oraya eğlence için giden, onlara hakaret etmek için gelenlere esas kontenjan veriliyordu. Aileleri arka tarafta çok az bir kontenjana sahipti. İşte bizlerde en azından yüzlerini görelim diye mahkemeleri beklerdik. Onun vefatından sonra da soyadımızdan dolayı bazı iş başvurularımız geri çevrildi.

Size bıraktığı en büyük miras nedir?

En büyük miras kendisidir. Bizim için şerefle taşıyacağımız bir mirastır. O kadar sene geçti fakat o kadar farklı insanlardan ve farklı yaştaki insanlardan o kadar güzel şeyler işitiyoruz ki, bu çok hoşumuza gidiyor. Sonra ölümünden sonra da çok sevgi gördü. Biz duyuyoruz o İmam Hatipliler her sene ona hatim indiriyorlar. İnşallah Allah hepsinden razı olsun.

Kendisi nasıl bir millet adamıydı, nasıl bir Türk milliyetçisiydi?

Babam, Erzurum’da bile diyormuş ki: “Ancak bir harp olursa şehit olunabilinir, hâlbuki ben bayrağa sarılarak gitmek istiyorum.” Babam sonunda bayrağa sarılarak gitti. 27 Mayıs’tan sonra öyle bir cenaze merasimi oldu ki sanki bir halk hareketi gibi. Çok büyük bir kalabalıkla Cebeci’ye kadar tekbirlerle bayrağa sarılı olarak gitti. Gençliğinden itibaren vatanını ve milletini seven birisiydi. Milliyetçiliği hizmet olarak görürdü. Lafta kuru milliyetçi değildi. Sonra “Mühim olan Atatürk’ü sevmek değil, Atatürk’ü herkes sever. Acaba Atatürk seni seviyor mu?” Derdi. Sonra bunu da şöyle izah ederdi. “Eğer bir öğrenci bir sınıfı üç senede bitiriyorsa, derslerine çalışmıyorsa Atatürk, o çocuğu sevmez. Çünkü o vatanına ve milletine hizmet edemez.” Derdi. Sonra babam gözümüzde hem ideal bir milliyetçi hem ideal bir müslümandı. Namazlarını hiç aksatmaz. İbadetlerine önem verirdi.

Vasfiye Hanım Eşi Tevfik İleri’yi anlatıyor:

Tevfik İleri’yle tanışmanız nasıl oldu?

Birbirimizi kâfi derecede tanımadan oldu. Benimki mesele değil ama Tevfik’in ki hakikaten bir fedakârlıktır. Velhasılıkelam inşallah benimle evlendiğine memnun olacaksın ama benden büyük bir aşk bekleme. Benim aşkım memleketimedir. Seninkinin de öyle olmasını istiyorum, dedi.

Peki, Tevfik İleri dediğimizde bize kısaca ne söylersiniz?

Allah, beni affetsin. Hâşâ estağfurullah dedikten sonra, peygamberimizden nasıl dürüst diye bahsediyorsak, işte Tevfik’te böyle dürüst bir insandı.

27 Mayıs’ta ne gibi sıkıntılar çekti?

Onları bizlere pek yansıtmamaya çalışıyordu. Hep iyi yanları görürdü. Onun kendi tabiriyle 400 mebusun hepsini hamamda yakaladılar. Yani hamamda olan ne yapar? Elinden hiçbir çözüm gelmez. Şimdi buna rağmen, hiçbiri hain değil hepsi dürüst insanlardı. Hepsine Allah rahmet eylesin. İnşallah orada mükâfatlarını görecekler. Eskisi gibi üzülmüyorum. Onlar memlekete hizmet edip, gittiler.

Röportaj: Hakan BOZ 



* Bu söyleşi; ziyaretçiler tarafından 2013 defa görüntülendi.


        
YAZARLAR
M. Fatih ÖZTARSU
Sovyetler'den Gürcistan’a sorunlu miraslar
Renkli Devrim sonrasında Gürcistan lideri Mihail Saakaşvili ülke bütünlüğünü zedeleyecek olan Abhazya ve Güney Osetya ayaklanmalarına karşı önemli tedbirler almıştır...

Mustafa ARMAĞAN
Nusret'in kahramanı tarih yazdığı geceyi anlatıyor
Şimdi 16 Mart 1915 gecesine uzanalım ve Nazmi Kaptan'ı can kulağıyla dinleyelim...

Hakkı YİĞİT
Kerbela ve Hüseyni Duruş
Dünya her zaman Hüseyni duruşa muhtaçtır…

Yusuf Girayalp ATAN
ECO(NO){M[one]Y}
Biz kasiyerin para yerine verdiği ürünü dolmuşa verdiğimizde şoförün bize vereceği tepki ne olurdu?

Kitaplar Dünyası - Oğuzhan SAYGILI
Kısa Başarı Öyküleri
Baba, senin yaşındakiler Belediye Başkanı, Milletvekili, Genel Kurmay Başkanı, Cumhurbaşkanı oldu da sen neden berber oldun?...

ANKET
» Kültür Bakanlığı'nın çalışmalarını yeterli buluyor musunuz?
Evet
Hayır
Yorumsuz

www.tacmahal.org
© 2005 - Bütün hakları saklıdır. Tüm Yazıların Sorumlulukları Yazarlarına Aittir. İzinsiz Hiçbir Yazı Kullanılamaz.
Bu site en iyi 1024x768 ve üzeri çözünürlükte görüntülenebilir. Tasarım Ayhan Bayoğlu